Likya Yolu

Pafta 14: Üçağız-Andriake-Demre

Simena–Kapaklı–Andriake

Üçağız yerleşiminde meydanın arka tarafından, evler arasında toprak yoldan ilerleyen yol, 2-3 km sonra tersaneye çıkar. Tersanenin olduğu koy boyunca dönerek çeşme ve mezarlığın yanından, birkaç ev ve tarlaların olduğu düzlüklerin içerisinden devam eder. Yol, bir koya çıktıktan sonra bütün koyu gören harabelerin arasından geçerek kıyıdan ayrılır. Likya Yolu patikası, Kapaklı köyüne kadar hafif çıkışlı olarak gider. Ancak yerleşim içerisine girmeden, köyün aşağı kısmından geçerek tekrar inişe geçer ve tekrar deniz kıyısına ulaşır. Çakıllı plajdan Andriake’ye, ince bir patikadan sağa doğru devam edilirse, önce bir ahşap köprü, ardından Andriake’deki arkeolojik yerleşimlerden geçerek karayoluna ulaşır. Buradan, Demre ilçesinin içerisinde St. Nicholas-Noel Baba Kilisesi görülerek Myra arkeolojik yerleşimine varılır.

Çakıllı plajdan, Andriake’ye değil, sol tarafa doğru devam edilirse, Sura arkeolojik yerleşiminin olduğu tepeye paralel olarak vadinin karşı yamacından Gürses’e doğru devam eder.

Bölge, arkeolojik yerleşimlerin yoğun olduğu Likya medeniyetinin merkezine yakın olduğundan, işaretlenmiş Likya Yolu’ndan ayrılarak çevrede bulunan kalıntıları görme olanağı vardır. Özellikle Üçağız’dan sonraki tersanenin bulunduğu koydan, güneydeki tepeye doğru giden patika ile Simena; tersanenin olduğu düzlükten birkaç km sonra varılacak sahile yakın Erenyeri, Kişneliada, Aşırlıada; aynı yerden sola doğru sapılarak önce İnişdibi yerleşimi ve ardından Hoyran, Divle, İkizkilise ve Likya Yolu’nun hemen üzerinde Istlada arkeolojik yerleşimleri görülebilir.

ANDRİAKE

Likya sahilinin büyük bir kısmı kayalıklardan oluşmaktadır. Bu topografya, liman oluşumuna bazı yerlerde olanak verir. Bölgede denizi kullanabilmek oldukça önemli olduğundan çok sayıda küçük liman yerleşimi, bağlı bulundukları kentin bünyesinde gelişmiş ve önem kazanmıştır. Myra’nın yaklaşık 4,5 km güneybatısında yer alan Andriake de bu kapsamda, gelişmiş Myra’nın liman yerleşimidir. Andriake kent tarihi, Likya ve bağlı olduğu Myra tarihiyle birliktedir. Myra’nın, Helenistik Dönem’deki önemini İmparatorluk döneminde de sürdürdüğünü, Andriake’deki liman yapıları ve onurlandırma anıtları belgelemektedir. Bu dönemde Andriake’ye dikilen Likya Birliği Gümrük Yasası’nı içeren yazıt da limanın önemini vurgulamaktadır.

St. Paulus, 53-57 yıllarında 3. misyonerlik seyahati sırasında Myra’ya uğramasından sonra, 60-61 yıllarında Kudüs’te yarattığı huzursuzluğun hesabını vermek üzere Roma’ya tutuklu olarak giderken Andriake’de Roma’ya buğday taşıyan bir gemiye nakledilmiştir. Hadrianus dönemi, Andriake için, imar faaliyetlerinin en yoğun yaşandığı bir dönem olmuştur. Akdeniz’de doğudan batıya uzanan deniz rotasında yer alan Andriake ve Patara’nın sahip oldukları korunaklı limanlar, özellikle imparatorluğun Mısır’dan ihraç ettiği tahılın güvenli bir şekilde taşınması ve korunmasında önemli rol oynamıştır.

Myra’nın 5.yy.ın başlarında Likya’nın başkenti ilan edilmesiyle Andriake de bölge metropolünün ana limanı haline gelmiştir. I. Justinianos döneminde iyice önem kazanan Andriake Arap akınları ve limanın alüvyonla dolması, önemli yapıların art arda gelen depremlerden zarar görmesinden etkilenmiş ve büyük oranda terk edilmiştir. Andriake’ye ait kalıntılar iç limanın kuzey, güney ve doğusunda yayılmıştır. Granarium ve doğu girişindeki agora, kentin güney yamacındaki en geniş düzlüğe inşa edilmiştir. Bu alanda granarium, agora, 4 kilise, 1 sinagog, 2 hamam, sarnıçlar, depolar ve dükkanlar dışında henüz tanımlanmamış çok sayıda yapı kalıntısı bulunmaktadır.

Kentte, granarium ile liman arasındaki alanlar teraslanarak yapılaşmaya uygun hale getirilmiştir. Rıhtım caddesinde güneyden kuzeye doğru uzanan sokaklar, yapı adalarını oluşturmuştur. Andriake ticari agorası, antik kaynaklarda geçen ve bölgeye ilk gelen gezginlerce de benimsenen ismiyle “Plakoma” olarak bilinmektedir. Yaklaşık 60×40 metrelik dörtgen bir alana oturmaktadır. Agoranın ortasında, yer altındaki sarnıcı doğu, kuzey ve batıda çevreleyen dükkanlarla U formunda bir plan elde edilmiştir. Kuzey cephesinde anıtsal bir giriş kapısı bulunmaktadır.

Agoranın ortasındaki sarnıç aynı zamanda altyapı olarak kullanılmıştır. Kemerleri nispeten sağlamdır. Yaklaşık 24×12 metre ölçülerindedir. Kemerlerin üzeri plaka taşlar dizilerek kapatılmıştır. Sarnıcın üzerini kaplayan plakalar aynı zamanda agoranın meydanını oluşturmuştur.

Andriake’de en ilginç mekanlardan birisi de Plakoma’nın kuzey kapısının doğusunda, 6.yy.da faaliyet gösteren “murex” adındaki kabuklu deniz yumuşakçalarından elde edilen mor kumaş boyasının üretildiği işliklerdir. Kumaş boyamakta kullanılan renk, murex türü deniz yumuşakçalarının salgı bezinde bulunan mukusun havaya bırakılarak oksitlendirilmesi ve fırınlanması ile elde edilmektedir.

Aperlai’de kullanılan murexlerin kabukları denize atılmışken, Andriake’de agoranın doğu ve batı kısımlarına yığılmıştır. Yer yer 3 metreye varan tepeler biçimindeki bu yığınlar yaklaşık 400-800 m³ arasında deniz kabuğu içermektedir. Bu atıklar, kireç harcı ile karıştırılıp murex harcı olarak yapılarda kullanılmıştır.

Andriake liman yerleşiminin en görkemli ve korunmuş yapısı olan granarium, 8 bölümden oluşmakta olup yaklaşık 65×40 metre ölçülerinde ve 2300 m²dir. Blok yüzeylerinde, birkaç harften oluşan usta ya da atölye işaretleri yer almaktadır. Bölümler iç kapılarla birbirine bağlıdır. Orta giriş kapısı üzerinde İmparator Hadrianus ve karısı Sabina’nın büstleri işlidir. Yapı üzerinde ithaf yazısı vardır. Bu ithaf yazısı ve Sabina büstünün saç stili, yapının 129-130 yıllarında tamamlandığı tahminini güçlendirmektedir. Günümüze ulaşan izler, yapının ahşap çatı ile örtülü olduğunu da göstermektedir.

Patara ve Andriake’de inşa edilen granariumlar, Roma Devleti’nin söz konusu kentlere güvenini göstermektedir. Bu dev silolarda tahıl korunmuş ve depolanmıştır. Antik kentin en görkemli yapısı olan granarium yapısı, günümüzde Antik Dönem’de bir süre başkentliğini yaptığı Likya bölgesinin adı taşıyan müze fonksiyonuyla yeniden hayat bulmuştur.

Kentin nekropolündeki mezar türü lahit olup nekropol, kentin dayandığı sırtlara konumlandırılmıştır. Kentte yapılan kazılarda, granarium yapısının batı köşesinde bir sinagog kalıntısına rastlanmıştır. 5.yy.a tarihlendirilen yapı, hem limandaki küçük Yahudi topluluğuna hem de limana ticaret için gelen Yahudilerin kullanmasına yönelik bir liman sinagogudur. Andriake’de güney yerleşiminde 4, kuzey yerleşiminde ise 2 olmak üzere 6 kilise bulunmaktadır. Kiliselerde vaftizhanelerin bulunmayışı, kiliselerin Myra ve Andriake de yaşayan halktan çok, limana gelen ziyaretçilerin dini ihtiyaçları için yapılmış olduğunu göstermektedir.

Andriake limanının önemini kaybetmesi ve kum ile dolması sonucu, olasılıkla 655 yılı sonrası Taşdibi mevkii, Stamira adıyla kentin limanı olarak kullanılmaya başlamıştır. Kum burnundaki deniz feneri işlevi de gören Selçuklu Dönemi’ne ait yapı kalıntısı, 1800’lü yılların sonuna kadar Pirgos Kalesi adıyla anılmıştır.

HOYRAN (SOROUDA)

Esseler Dağı tepesinden Üçağız’ı gören bir konumdaki, etrafı surlarla çevrili küçük bir Kele yerleşimi olan kent, Klasik Dönem’den Bizans Dönemi’ne kadar yerleşim görmüştür. Gerek çevresinin çarpıcı görüntüleri gerekse günümüze kalmış ilginç mezarları ile Hoyran, Likya’nın küçük boyutlu kentleri arasında en etkileyici olanıdır. Ünlü “Hoyran Anıtı” adıyla anılan kabartmalı mezarlarıyla da arkeoloji dünyasında çok özel bir yere sahiptir.

Kentin konumlandığı tepe, Andriake, Kekova, Aşırlı Adası, Simena, Theimussa, Istlada’yı kuşbaşı görmektedir.

Kyaneai’ye bağlı kente kuzeyden girildiğinde ilk olarak üzerindeki yazıttan, sahibinin “Ta’nın Oğlu” olduğu anlaşılan, çeşitli figürlerin ve anlatımların olduğu, çevresinde kendisinden başka herhangi bir kalıntı olmayan mezarla karşılaşılmaktadır.

Bu mezarın karşısında, kayalık tepede vadiye doğru bakan, Helenistik Dönem’e tarihlendirilen, kentin yöneticisi Tlepolemos’a ait oda mezarı bulunmaktadır. Mezarın batısında kayalık üzerinde konutlar ve sarnıçlar yer almaktadır. Bu kısımdaki kalıntılar en uçtaki ev tipi Likya mezarı ile sonlanmaktadır.

Kentin ilk yerleşim kalıntılarının güneyinde, bugünkü Hoyran köyünden geçilerek esas yerleşim alanına ulaşılmaktadır. İlk olarak Likya tipi kaya mezarlarıyla karşılaşılmaktadır. Üste çıkan basamaklı patika boyunca lahitler bulunmaktadır. Patikanın ulaştığı düzlüğün sonunda kaya mezarlarıyla birlikte lahitler ve üzerinde kadın kabartması olan bir dikme mezar yer almaktadır. Kaya mezarlarının birinin ön yüzünde çeşitli tasvirlerin işlendiği kabartmalar bulunmaktadır. Bu mezar, üzerindeki kuş tasvirlerinden dolayı, horozlu ve güvercinli mezar olarak anılmakta olup İ.Ö. 4.yy.a tarihlendirilmektedir. Kentte tespit edilen yazıtlı lahitlerin büyük çoğunluğu Roma Dönemi’ne aittir.

Mezarlığın üstünde ve tepenin düze bakan kısımlarında yaygın yapı kalıntılarına rastlanmaktadır. Akropole giriş de bu kayalıklardandır.

KİŞNELİ ADASI

Kekova Adası’nın yanında yer alan bölgede yerleşim görmüş adalardan biri olan Kişneli Ada, 5. ve 6. yüzyıl yerleşimlerine sahne olmuştur. Adanın batı köşesinde, deniz kenarında apsis ve üzerindeki yarım kubbenin bir kısmı ayakta bulunan küçük bir kilise, kilisenin yan nef duvarlarından bazı kısımlar da ayakta bulunmaktadır. Çevresinde niteliği belli olmayan, plan vermeyecek ölçüde yıkılmış temel izleri ve iki adet sarnıç tespit edilmiştir.

ŞIRLI ADASI

Kekova Adası’yla Gökliman ve Kamışlık mevkileri arasında bulunan Aşırlı Adası; Antik Likya Bölgesi ve Likya Konfederasyonu’nun önemli kıyı kentleri arasında olup kentler arasındaki ulaşım ve haberleşmeyi sağlayan bir askeri yerleşim görünümündedir. En uzun yeri doğudan batıya ortalama 1200 m, en geniş yeri kuzeyden güneye ortalama 600 m olup Çayağzı mevkiinden Kale ve Üçağız’a ulaşan deniz yolunun ortalarındadır. Ulaşım bu merkezlerden sağlanmaktadır. Kıyıları oldukça girinti çıkıntı ve dik yamaçlı olan adanın güneyinde bir büyük koy, kuzeyinde ise ulaşıma elverişli küçük bir koy vardır.

Adanın en yüksek noktasındaki gözetleme kulesinden Sura, Andriake, Istlada, Kyaenai, Simena, Theimiussa ve Aperlai antik kentleri ile Kekova Adası’nı görmek mümkündür. İ.Ö. 4. yüzyıldan Geç Bizans Dönemi’ne kadar kullanılan adanın kuzeyindeki küçük koyda liman tesisleri, şapel, mezar ve sarnıçlar bulunmaktadır.

SURA

Andriake’nin hemen arkasında, Myra’nın ve yakın yerleşimlerinin Apollon Kehanet Merkezi olarak bilinen Sura olup; bu küçük yerleşimin erken adının “Surezi” olduğu bilinmektedir.

Batıdan derin Apollon Vadisi’ne bakan kayalık tepe üzerinde yaklaşık 650 m² büyüklüğünde, akropol olarak da kullanılan Bey Konağı yer almaktadır. Akropol kayalığının doğu ve güney yönlerinde dağınık duran lahitler yanında, 6 ev tipi mezar vardır. Buradaki üstü lahit olan anıtsal mezar, Likya’nın en büyük lahdidir. Sura, Apollon biliciliğinin yanı sıra bu anıt mezar ile tanınmaktadır. Üzerindeki yazıttan, sahibinin Mizretije adlı birisi olduğu anlaşılan mezarın önü Likya açık hava tapınım alanı olarak kullanılmıştır. Tapınım alanındaki kaya stellerinin üzerinde Apollon Surius rahiplerinin adı sıralanmıştır.

Kentte yüzeyde izlenebilen tek yol, Rahipler Alanı’ndan başlayıp vadideki Apollon Tapınağı’nda biten basamaklı yoldur.

Antik Dönem’de deniz kenarında yer alan Apollon Kehanet Tapınağı, günümüzde çayın vadiyi doldurması nedeniyle bataklık kıyısındadır. Tapınağın doğusundaki kaynak suyu hala akmaya devam etmektedir. Buranın Apollon Ön Bilicilik Merkezi’nin kehanet havuzunu besleyen kaynak olduğu tahmin edilmektedir. Tapınağın iç duvarlarında bağış yapanların isimleri işlenmiştir.

Antik kaynaklarda kehanetle ilgili ayrıntılı anlatımlar vardır. Buna göre, geleceğini öğrenmek isteyenler ellerinde et ve ekmekten oluşan armağanlarla kehanet havuzuna gelir, havuzda çok sayıda balık bir anda ortaya çıkar, balıkların cinsine göre Kahin geleceği okur. Ayrıca, eğer balıklar kendine atılan eti yerse iyi, geri çevirirlerse kötü anlama gelmektedir.

Apollon Kehanet Tapınağı’nın bulunduğu yerde kurulan Bizans Kilisesi, yöre halkının tapınak yeri alışkanlığı ve inancından yararlanarak Ortaçağ’a kadar kullanılmıştır.

SİMENA (KALE)

İ.Ö. 4. yy.a kadar uzanan kent, kayalık bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Apollonia, İsinda ve Aperlai ile birlikte Likya Birliği’nde temsil edilmiştir.

Helenistik Dönem’e ait sur duvarları, Roma Dönemi’ne ait yapıları, Bizans Dönemi’ne ait bir kalesi bulunan kentin Klasik Dönem’e ait en eski yerleşim alanı, kuzey yamaçtaki kayalık tepede yer alan konut kalıntılarıdır. Kentin liman mahallesi, bugün depremler nedeniyle su altında kalmış ve adaya dönüşmüş kısımdır. Su altında, liman mendireği ile birlikte birçok yapı kalıntısı görülmektedir.

Ada üzerinde, yanaşan gemilerin su ihtiyacını gidermeye yönelik yapılmış büyük hacimli sarnıçlar ile liman işletmesi ve ticari faaliyetlere yönelik mekanlar bulunmaktadır.Erken akropol surlarının üzerine oturtulmuş Ortaçağ Kalesi eteğinde, kıyıda bulunan, 1. yy.ın ikinci yarısına tarihlendirilen hamam kitabesinde “Aperlai halkı ve meclisi ile birliğin diğer şehirleri tarafından imparator Titus’a armağan edilmiştir.” diye yazmaktadır.

Deniz kıyısından akropole doğru yükselen yamaç, konut ve kamu yapılarının olduğu kısımdır. Çıkış yolu boyunca lahitlere de rastlanmaktadır. Surlara ulaşmadan önce rastlanan en büyük yapı, tapınak üzerine yapılmış ve geç dönemlerde cami olarak kullanılmış kilise yapısıdır. Kilisenin üstünde 7 basamaklı, Kekova manzaralı, Helenistik Dönem’e ait 200 kişi kapasiteli küçük bir tiyatro yer almaktadır. Akropol kayalıklarına açılan bir kısmında Likçe yazıtları olan kaya mezarlarının dışında, çevrede ve su içinde çok sayıda lahit bulunmaktadır.

Kaynak

https://likyayolu.ktb.gov.tr/

Profesyonel Turist Rehberi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Language
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.