ARKEOLOJİ

Tunç (Bronz) Çağı

Kalay ve bakırın karışımından oluşan Tunç Çağı Anadolu’da  Kalkolitik sonunda görülür. Ancak tunç madeninin alet ve kap yapılmasında kullanılma­sı 3. binin başlarına rastlar. Mezopotamya’da ve Mısır’da tunçtan eserlerin yapılmaya başlandığı sıralarda (M.Ö.4. bin sonu) yazı keşfedilmiş bulunduğundan bu ülkeler için Tunç Çağı deyimi yerine ya­zılı belgelerden elde edilen kronoloji ve sınıflandırmalar kullanılır. Buna karşılık yazıyı he­nüz kullanmayan Anadolu, Hellas (Yunanistan), Balkanlar ve Avrupa gibi bölgeler için  Tunç Çağı deyimi geçerlidir. Tunç Çağı Anadolu’da 3000, Girit’te, Ege’de ve Hellas’ta  2500-2000, Avrupa’da ise 2000 yıllarında başlar.

Anadolu’da Tunç Çağı üç evre gösterir: Erken Tunç Çağı (3000-2500), Orta Tunç Ça­ğı (2500-2000) ve Geç Tunç Çağı (2000-1200).

Erken Tunç Çağı

Erken Tunç (Bronz) Çağı (M.Ö. 3000-2500)

En önemli merkezler: I (Çanakkale), Demircihöyük (Eskişehir), Arslan­ tepe (Malatya), Karataş (Elmalı), Norşuntepe (Keban), Pulur (Elazığ), Alişar (Yozgat), Alacahöyük (Çorum), Beycesultan (Uşak), Tilki tepe (Samsun), Eskiya­par (Çorum), Mahmatlar (Amasya), Horoztepe (Erbaa), Hasanoğlan (Ankara), Kültepe (Kayseri) ve Karaoğlan (Afyon)

Bu döneme Bronz Çağ denmesinin nedeni bakırın kalay ile karıştırılıp bronz adı verilen karışımın elde edilmesi ve bu karışımdan çeşitli silahlar, kaplar, ta­ kılar yapılmış alnı.asıdır.

Bronz kullanımının yanı sıra asil metal olan altın, gümüş ve bunların karışı­ mından oluşan elektrondan ela çeşitli araç gereç ve takı üretilmiştir.

Bu dönemin evleri yan yana birbirlerine bitişik olarak inşa edilmişler ve oluşturdukları yerleşim yerinin etrafı bir sur duvarı ile çevrilmiştir. Evler me­ garon planlı olup duvarlarının alt kısmı taştan, üst kısımları ise kerpiçten yapıl­ mıştır. Her evin içinde oturma sekileri ve bir ocak yeri bulunuyordu.

Dönemin insanlarının geçim kaynağı tıpkı Kalkaolitik dönemde olduğu gi­ bi tarım ve hayvancılıktı. Ancak bu uğraşların yanına bu dönemde ticaret ve metal işçiliği eklenmiştir.

Metal işçiliği ile ürettikleri çeşitli araç ve gereci ihraç etmişlerdir. Mezopo­ tamya’ da ve Suriye’ele Anadolu’ daki Bronz Çağ merkezlerinde görülen metal araç gereçlere rastlanılmıştır.

Ölü gömme gelenekleri: Ölüyü ikamet ettikleri yerin dışında bir yerele Pitosadı verilen büyük küpler içine veya bir mezar odasına gömmüşler, ölüyü gömmeden kurban kesmişler ve ölü için cenaze törenleri düzenlemişlerdir. Mezara ölünün bir sonraki yaşamı için altından, gümüşten, elektrondan, kıymetli taşlardan yapılmış mezar hediyeleri koymuşlardır. Alacahöyük ve Horoztepe’ de bulunmuş olan mezarlarda çok kıymetli zengin mezar hediyeleri bulunmuştur. Bütün bu mezar hediyeleri reenkarnasyona olan inancı göstermektedir.

Bu dönemin en önemli teknolojik buluşu tekerlekli arabanın icadıdır. Bu icat sayesinde ürettikleri malları kendi şehirlerinden daha uzaklara götürüp onlarla ticaret yapabilme olanağına sahip olmuşlardır. Bir diğer önemli buluş ise çömlekçi çarkıdır. Çömlekçi çarkı ile üretilen seramiklerde bir standardizasyona ulaşmışlar, seramik üretimi bir sanayi kolu haline gelmiştir.

Orta Tunç Çağı

Orta Tunç (Bronz) Çağı (M.Ö. 2500- 2000)

Bu dönemde Anadolu’ da şehircilik, mimari, çömlekçilik ve heykeltıraşi sanatı büyük gelişim gösterir. İlk kez bu dönemde bronzdan çok sayıda heykelcikler yapılmıştır. Heykel yapımında bronz ve elektron birlikte kullanılmıştır; örneğin tanrıçanın göğüsleri elektrondan yapılmıştır. Bronzdan güneş kursları Üzerleri gümüş kakmalı geyik heykelleri yapılmıştır.

Çömlekçilik adeta bir endüstri kolu haline gelmiştir. Kırmızı renkli seramikler koyu renkli bezemelerle süslenmiştir. İlk kez bu dönemde gaga ağızlı tek kulplu seramikler ortaya çıkmıştır. Bunlar yanı sıra insan yüzü formlu kaplar, bronz taklidi vazolar üretilmiştir.

Şehirler bu dönemde beyler tarafından yönetilmiştir. Diğer bir deyişle bir bey veya sülale tüm şehre ve halka sahiptir. Gerçek anlamda ilk kez bu dönemde yönetenler ve yönetilenler ortaya çıkmıştır. Bronz Çağ yerleşmelerinde bulunan mühürler yöpetenlerin varlığının bir kanıtıdır. Troia II-IV, Alişar, Alacahöyük, Kültepe, Maşathöyük, Horoztepe, Bozhöyük, Gözlükule, Beycesultan bu dönemin önemli merkezleridir.

Anadolu’nun ismini bildiğimiz en eski sakinleri Hattiler‘ dir.

Bu dönemde Anadolu’nun ismini bildiğimiz en eski sakinleri Hattiler‘ dir. Hatti sözcüğüne ilk kez Mezopotamya kaynaklarında M.Ö. 2350-2150 yılları arasında hükümran olmuş Akad döneminde rastlanmaktadır. Küçük beylikler halinde yaşayan Hatti beylikleri, Asur ticaret kolonileri ile sıkı bir işbirliği içindeydiler.

Kazılarda, Hattiler‘ e ait olduğu saptanan arkeolojik buluntular, taştan yapılmış ağırşaklar, pişmiş topraktan yapılmış idoller, Horoztepe ve Alacahöyük‘ten çıkarılmış altın kadehler, mühürler, güneş kursları bir stil birliği göstermektedir. Güneş kurslarındaki kafes ve ızgara biçimi bezeme, fibulalarda ve diademlerde görülen kabarık nokta dizileri, konsantrik daireler, ortası noktalı daireler, vazolar üzerinde görülen balık sırtı yivler Hatti kültürünün karakteristikleridir.

Geç Tunç Çağı

Geç Tunç Çağı (M.Ö. 2000-1200)

M.Ö. 2500 yıllarında başlayan, Orta Asya steplerinden çıkan ve adına “Atlı Kavimler Göçü” denen bu göç dalgası sonucunda bugünkü Avrupa toplulukları yerleşik konumlarını kazanmışlardır. Indo-Germen kavimleri olarak da nitelenen bu kavimlerden birkaçı Kafkasya üzerinden Anadolu’ya geçmiş ve Anadolu’da dağılmıştır. Dilbilim araştırmaları M.Ö. 2000 başlarında Anadolu’ya gelen ve yerleşen bu kavimlerin dillerinin Indo-Germen dili olduğunu ispatlamaktadır. Anadolu’ya gelen bu kavimlerden Hititler, Kızılırmak Nehri’nin oluşturduğu yayın doğusuna; Palalar, Kızılırmak Nehri’nin batısına; Luwilerde bu bölgelerin güneyine yerleşmişlerdir. Her üç kavmin dilinin de Indo-Cermendil grubuna girdiği belgelenmiştir.

M.Ö. 2000 içinde Anadolu’da üç dil konuşuluyordu. Bu diller Nesi (Hititlerkendi konuştukları dile Nesi dili, Nesice diyorlardı.) Pala ve Luwi dilidir. Her üç halk grubu Anadolu Luwi hiyeroglifini kullanıyorlardı. Hititler Asur’dan çivi yazısını alınca Anadolu hiyeroglifi ve Hitit çivi yazısı olmak üzere iki yazıları oldu. Bu iki yazı en iyi şekilde Hitit mühürleri üzerinde görülmektedir.

Asur tüccarlarının yazdıkları mektuplar, mühürler ve yazılı tabletler, Hitit dünyası hakkında pek çok bilgiye ulaşmamıza imkan tanıyor. Bunlardan bir tanesi Anitta’nın laneti metnidir.

Kusarra kralı Anitta’nın kitabesi:

“Pitha’nın oğlu Kusarra kralı Anitta, o göğün fırtına tanrısı katında sevilirdi, Kusarra. kralı güçlü birliklerle kentten inerek Neşa kentini gece yaptığı bir saldın ile aldı. Neşa kralını yakaladı, kendisine kötülük yapmadı, tersine onlara annelere babalara yapılması gereken davranışta bulundu. Babamdan sonra krallığımın ikinci yılında savaş yaptım. Güneş’in yardımı ile karşı gelen her ülkeyi yendim. İkinci kez Hatti Kralı Pijusti geldi. Ve yardımcılarından hangisini bana yolladı ise onu Şalampa kenti yakınında yendim. Daha önce Zalpuva KralıUhna, Neşa’nın Şiuşummi heykelini Zalpuva’ya götürdü. Arkasından ben Büyük Kral Anitta Şiuşummi’yi Zalpuva’dan Neşa’ya götürdüm ve Huizza’yı,Zalpuva kralını canlı olarak Neşa’ya götürdüm. Nihayet Hattuşa’da açlık olunca Şiuşummi onu Tanrı Halmaşuitta’ya teslim etti. Ve ben onu gece yaptığım bir saldırı ile aldım. Yerine yaban otu ektim. Benim adımdan kim kral olur ve onu bir daha iskan ederse göğün fırtına tanrısı onu çarpsın.”

Bu metinde Kusarra kralı, Hatti kralı, Zalpuva kralından söz edilmektedir. Bu metin o dönemde Anadolu’ da şehir devletlerinin olduğunu ve bunlar arasında egemenlik kavgası olduğunu belgelemektedir. Ayrıca pek çok tanrılarının olduğu ve kralların tanrıların himayesinde oldukları gibi toplumsal yapıları hakkında da bilgiler vermektedir.

Kaniş ve Acemhöyük (Puruşhattum) Geç Tunç Çağı saraylarına en güzel iki örnektir.

Şehirler M.Ö. 2000 başlarında bereketli ovalarda yer alan savunmaya elverişli kaya kitlesi üzerinde ve anayolların kesiştiği yerlerde kurulmuştur. Eski bronz çağın köyleri şimdi birer büyük kent haline gelmiştir. Kentin evleri yan yana dizilmiş, mahalleler arasında meydanlar oluşmuştur. Evlerin yapımında taş temel üzerine kerpiç yapı, yatay ve dikey hatıllarla güçlendirilerek inşa edilmiştir. Saraylar şehirlerin içinde sura dayalı şekilde inşa edilmişler ve çok sayıda odaya sahiptirler. Sarayların iki katlı oluşu, yapılan kazılarda bulunan merdiven izlerinden tespit edilmiştir. Dışa kapalı bir plan gösteren saraylarda bir orta avlu ve buna bağlı odalar, kral dairesi, erzak depoları, hizmet odaları, hazine odaları mevcuttur. Kaniş ve Acemhöyük (Puruşhattum) Geç Tunç Çağı saraylarına en güzel iki örnektir.

Hattuşil I M.Ö. 1660 yıllarında Hitit Krallığı’nı, Anitta’nın lanetine rağmen kurar. İç Anadolu’ daki şehir kentlerini yavaş yavaş kendi egemenliği altına alır. Kuzeyde Kaşkalar ile; batıda Assuva / Vilusa, ve Arzawa; kuzey Suriye’ de Halpa, Alalha, Hassuva ve Warsuwa; Yukarı Mezopotamya’da Hurriler, Orta Fırat bölgesinde Mariler ve Mitanni devletleri ile komşudur. Bundan da anlaşılacağı gibi Anadolu’nun Geç Bronz Çağ dönemi Hitit Krallığı ile özdeşleşmiştir.

Kaynak

Prof. Dr. Selçuk Gür – İlk İnsandan Selçuklu’ya Anadolu Uygarlıkları (ss. 9,10,11)
Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal – Anadolu Uygarlıkları (s. 26)

2 Comments

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Language