Likya Yolu

Pafta 12: Çoban-Boğazcık

Limanağzı–Boğazcık 

Limanağzı’nın bulunduğu yerde başlayan yarımadanın boğaz kısmından geçilerek hafif tımanış, ardından hafif iniş ile deniz kıyısında ilerleyen Likya Yolu, beyaz renkli çok sivri taşların olduğu bir kıyıya paralel olarak devam ederek Çoban Koyu’na ulaşır. Koyun tam doğusundaki tepenin üzerinden tekrar aşağıya inerek Fakdere mevkiine ulaşır. Fakdere’nin güneyinde bulunan burnun ucunda, Bodrum Müzesi’nde sergilenen dünyanın en eski batığı çıkarılırken kullanılan yerleşim alanları kalıntıları mevcuttur. Fakdere’nin bulunduğu koyun doğu ucunda da eski bir sarnıç ve harabeler mevcuttur. Fakdere’de yaşayan bekçinin evinden, gerekirse içme suyu ihtiyacı karşılanabilir. Yine doğu yönündeki tepeye tırmanarak önce toprak yola, daha sonra yuvarlanmış karstik kireçtaşlarının olduğu, kızıl toprağın üzerindeki patika izlerini takip ederek Üzümlü İskelesi denilen; çakıl taşları arasında, denizin hemen kıyısında zeytin ağaçları olan bir mevkiye varılır. Sahile paralel devam eden yol, çok sivri ve beyaz mermerle bezenmiş bir koy içerisinde harnup ağaçları altında ilerler. Koyun orta kısmından yukarda görülen harabelere doğru tırmanarak Kale Tepe arkeolojik yerleşimine varılır. Buradan sonra Likya yol işaretleri silinmiştir. Kuzeydoğu yönünde hafif bir tırmanış ile iki tepenin arasından bir km civarında devam edilir. Ardından toprak yol ve işaretler ile Boğazcık köyüne varılır.

Likya Yolu’ndan ayrılarak paftada görülen Isında arkeolojik yerleşimi görülebilir.

ASAR TEPE VE GEDİK TEPE YERLEŞİMLERİ

Kaş ilçesinin yaklaşık 3 km doğusunda yer alan Bayındır köyünün kuzeyinde bulunan Asar Mahallesi sınırlarında Limanağzı’nı gören,
fazla yüksek olmayan bir tepe üzerinde birbiri ile bağlantılıdırlar. Asartepe zirvesinde yer alan sur duvarları özensiz yöresel taşlarla örülmüştür. Tepenin yamaçlarından itibaren duvarlarının tamamına yakını yıkık durumda bulunan yapı taşları görülmektedir. Kapı lentoları dışında yapı taşları özensiz moloz taşlardan oluşmaktadır. Gediktepe’ye çıkarken düzlük alanda ilk olarak ana kayaya oyularak yapılmış işliklere ait mekânlara rastlanmaktadır. Tepenin yamaçlarından itibaren işliklerle bağlantılı olarak moloz taş, kuru duvar örgülü çiftlik evlerine ait kare planlı mekânlar yer almaktadır. Tepenin zirvesinde yer alan yapı kalıntılarının bulunduğu konum itibariyle denizden gelen tehlikelere karşı yapılmış bir gözetleme kulesi olduğu tahmin edilmektedir.

ISINDA (BELENLİ)

Belenli köyü sınırlarında yer alan Meis Adası ile Çukurbağ Yarımadası’nı gören Asar Tepe sırtlarındaki yerleşim, kent içinde ve çevresinde bulunan yazıtlara göre Isinda olarak tanımlanmaktadır. Likya Birliği’nde Apollonia, Aperlai ve Simena ile oluşturduğu birlikle temsil edilmiştir.

Tepenin zirvesinde, bölgenin doğal oluşumlu kireçtaşı bloklarla örülmüş sur duvarları çok onarım görmüştür. Sur duvarları kuzey ve kuzeydoğuda iyi korunmuş duvarlara sahiptir. Likya’nın ahşap ev mimarisini yansıtan kayaya oyulmuş iki adet ev tipi mezar, tepenin zirvesine yakın bir noktadır. Kalıntılar arasında diğer Likya kentlerinde olduğu gibi, su ihtiyacının sarnıçlardan karşılandığının kanıtı olarak ana kayaya oyulmuş bir çok sarnıç yer almaktadır.

Yerleşimin oldukça kayalık olması, tarım alanlarının ve su kaynaklarının kısıtlılığı sebebiyle kentin Bizans Dönemi’ne kadar bile sürmediği söylenmektedir. İsinda’nın İ.Ö 4. yy’ın ilk yarısından önce iskân edildiği, hala görülebilen Likya dilinde yazılmış 3 mezar anıtı ile kesindir. Yerleşimin köye doğru olan yamaçlarında, üzeri yazıtlı çok sayıda lahit mezar bulunmaktadır.

ULUBURUN BATIĞI

Antalya ili, Kaş ilçesinin 8 km güneydoğusunda uzanmakta olan Uluburun’un doğu kıyısından 60 m açıkta, Geç Tunç Çağı’na ait bir batık bulunmuştur. 1982 yılında bir sünger dalgıcı tarafından bulunan batıkta, 1984 yılında başlatılan ve 11 sezon boyunca gerçekleştirilen yaklaşık 25 bin dalış sonucunda, İ.Ö. 14. yy sonlarında kaybolmuş bir geminin yükü gün ışığına çıkarılmıştır.

Yapılan kazılar sırasında; yaklaşık 15 m boyunda olduğu ve sedir ağacından yapıldığı tespit edilen geminin kıç tarafı 44 metrede, pruvası 52 metrede bulunmuş; taşımakta olduğu malzeme ise 61 metre derinliğe kadar yuvarlanmış olarak tespit edilmiş ve gün ışığına çıkarılmıştır. Batıkta bulunan bir sedir ağacı parçası incelenmiş ve batık İ.Ö. 1305 yılına tarihlendirilmiştir.

Dünyanın bilinen en eski batığı olan Uluburun Batığı’nın bir Mısır teknesi olduğu; Mısır, Suriye, Kıbrıs, Anadolu ve Rodos seferini yaparken battığı belirlenmiştir. Devlete ait bir ticaret gemisi olduğu tespit edilen Uluburun gemisindeki buluntular arasında 10 ton saf bakır, 1 ton kalay külçe, cam külçeler, fildişi eserler, Suriye-Filistin yapımı kaplar, amforaların içinde reçine, zeytin ve cam boncuklar, matara kaplar, Suriye yapımı kandiller, çok çeşitli mücevherler yer almaktadır. Buluntuların çeşitliliği o dönemde yaygın bir uluslararası ticaretin varlığını göstermiştir.

Batıktaki eşsiz buluntular arasında Eski Mısırlıların Abanoz adını verdiği ve tropik Afrika’da yetişen siyah renkli bir ağaç ile sedir ağacı, bir düzineden fazla su aygırı dişi, tütsü katkısı olarak kullanıldığı sanılan bir tür deniz salyangozunun kapakçıkları, müzik aletlerinin ses kutusu olarak kullanıldıkları sanılan kaplumbağa kabukları ile fayans veya metalden ağız kulp kaide gibi parçaların takılması ile vazo veya kapların yapımında kullanılmak üzere taşınan devekuşu yumurtaları sayılabilir.

Buluntuların bir kısmını mühürler oluşturmuştur. Yakın doğuda kimlik olarak kullanılan silindir mühürler, bir kraldan diğerine armağan olarak gönderilen Babil, Suriye-Filistin kökenli mühürlerin yanında Mısır Kraliçesi Nefertiti’nin firavunluğunu kanıtlayan dünyadaki tek altın mühür de buluntular arasındadır.

Gemide bulunan Suriye –Filistin bölgesi yapımı tunç terazi ve hayvan şekilli terazi ağırlıkları, Tunç Çağı’nın en güzel ağırlık seti olarak nitelendirilebilir. Ortaya çıkan aşık kemikleri, aşık oynamanın yanı sıra, kehanette bulunmak amacıyla kullanılıyor olmalıdır.

Gemide bronz ok ve mızrak uçları ile kamalar dışında Miken ve olasılıkla İtalyan yapımı kılıçlar da ele geçmiştir.Yük veya gemide yiyecek olarak taşınan maddeler arasında badem, incir, zeytin, üzüm, çörekotu, sumak, kişniş, nar ile birkaç buğday, arpa tohumu bulunmuştur. Balık ağı kurşunları, ağ onarımında kullanılan mekikler, olta iğneleri ile ucu çatallı bir balık zıpkını, gemide balık avlandığını göstermektedir.

Kaş Uluburun Batığı’ndan çıkarılan eserler ile geminin 1/1 ölçeğindeki kesiti, taşıdığı yükün tıpkı yapımları gemi içine yerleştirilmiş şekilde ve deniz tabanındaki konumuna göre Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde, Geç Tunç Çağı Batıkları Galerisi’nde sergilenmektedir.

Kaynak

https://likyayolu.ktb.gov.tr/

Profesyonel Turist Rehberi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Language
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.