Likya Yolu

Pafta 5: Karadere-Leton-Santos

Kumluova-Letoon-Kınık-Ksanthos-Çavdır

Kumluova’ya gelmeden, kumluk arazide yer yer okaliptus ağaçları ve fundalıkların içerisinde, çeşmenin olduğu yerden sola devam eder. Bu çeşmenin suyundan içilmesi tavsiye edilmez. Bir süre sonra köprüyü geçen patika, artık sıklıkla seraların olduğu Kumluova – Gerenovası yerleşimlerine doğru yönelir. Yol üzerinde Letoon harabeleri görülür. Letoon harabelerinden sonra doğuya yönelince, Eşen ırmağının kıyısına kadar devam edilir. Eşen Irmağı’na paralel olarak kuzey yönünde devam eder. Karaköy ve köprünün diğer tarafında da Kınık yerleşimleri görülür.

Fethiye’den buraya kadar, Likya Yolu üzerinde banka ya da ATM erişimi olan ilk yerleşimdir. Köprünün karşısında, sol tarafta pazar yerinin ortasından geçilerek asfalt yolda yukarı doğru devam edildiğinde, Ksanthos harabeleri görülür. Harabelerden sonra patika, orman içerisinde, asfalt yola paralel olarak devam eder. Bu bölgede Likya yol işaretleri silinmiştir. Asfalt yola paralel olarak tam doğu yönünde devam edildiğinde, şehirlerarası yol kavşağı görülür. Buradan tam karşıya devam eden Likya Yolu, asfalt yolu üzerinde dümdüz, uzun bir süre devam ederek Çavdır yerleşimine ulaşır. Üçyol ağzından sağa devam edilerek önce mezarlıktan, sonra toprak yoldan devam edilir. Köy evinin sol tarafında zeytinliklerin içerisinden tepeye, yukarı doğru yönelir. Eski bir köprünün üzerinden geçen patika, köy yoluna çıkar.

LETOON

Şair Ovidius’un anlattığı bir öyküye göre kent, Zeus’tan hamile kalan Leto’nun adına kurulmuştur. Kentte en eski yerleşim izleri MÖ 7. yüzyıla kadar gider. Kalıntılar ve ele geçen kitabeler, buranın dinsel ve politik bir alan olduğunu göstermektedir. Ören yeri merkezinde yan yana üç tapınak bulunmaktadır. Bunlardan en kuzeydeki Leto, ortadaki Artemis, güneyindeki ise Apollon’a adanmıştır. Tapınakların güneybatısında bir çeşme, hemen doğusunda kilise yer almaktadır. Kentin kuzeyinde stoa ile arkasını kısmen doğal yamaca dayamış Helenistik Dönem’e ait tiyatro bulunmaktadır. Letoon, M.S. 7. yüzyılda terk edilmiştir.

KSANTHOS

Homeros’un ünlü İlyada Destanı’nda, Ksanthoslu Sarpedon komutasında, Likyalıların Troia Savaşı’na katıldığı anlatılmaktadır. İ.Ö. 1200 yılında yapıldığı tahmin edilen Troia Savaşı sırasında Ksanthos adının geçmesi kentin, İ.Ö. 1200 yıllarında Likya Bölgesi’yle birlikte tarih sahnesinde olduğunu göstermektedir. Herodotos ise M.Ö. 545’teki Pers komutanı Harpagos’a karşı yapılan savaşta Ksanthosluların teslim olmamak için savaştıklarını ve kendilerini kentle birlikte yaktıklarını anlatmaktadır.

İ.Ö. 468 yılında Delos Deniz Birliği’ne giren Ksanthos’un, İ.Ö. 475-450 yıllarında bir yangın felaketi yaşadığı bilinmektedir. İ.Ö. 333’te Büyük İskender’in; İskender’in ölümüyle önce Seleukoslar’ın, sonra Ptolemaioslar’ın eline geçen Ksanthos, daha sonra kurulan Likya Birliği’nin 3 oy hakkına sahip altı büyük kentinden birisidir. Likya dilindeki adı Arnna olan Ksanthos, İ.Ö. 2. yy.da, Likya Birliği’nin başkenti olmuştur.

Tarih boyunca büyük istilalar ve felaketler geçiren şehri, Roma Dönemi’nde, M.Ö. 42 yılında Brutus işgal etmiş ve Likya akropolünü yerle bir etmiştir. Ksanthoslular Brutus’a teslim olmamak için yine topluca intihar etmiştir. Hemen bir yıl sonra Marcus Antonius, Brutus’un açtığı yaraları sarmak için Ksanthos’u yeni baştan imar etmiş; kentin Roma Dönemi, refah ve zenginlik içinde geçmiştir. 141 yılındaki deprem kentte hasara neden olmuştur. Rhodiapolisli Opramoas her yere yetiştiği gibi buraya da yardım etmiş ancak Ksanthos eski şaşaalı günlerine ulaşamamıştır. Bizans Dönemi’nde bir piskoposluk merkezi olmuş, Arap akınları başlayınca terk edilmiştir.

Ksanthos’u ilk defa 1838 yılında Ch. Fellows keşfetmiş; kentteki bütün rölyefleri ve büyük mimari parçaları sökerek Patara’dan savaş gemisiyle Londra’ya taşımıştır. Bugün British Museum’un Lykia Salonu’nda, buradan götürülmüş olan birçok eser sergilenmektedir.

Kınık yerleşiminin içinde yer alan Ksanthos Antik Kenti’ne çıkılırken Helenistik Dönem’de inşa edilmiş şehir kapısının yanından geçilmektedir. Kapının hemen üzerindeki kalıntılar, 69-79 yıllarında hüküm süren Roma İmparatoru Vespasianus’un anısına yapılmış kapının kalıntılarıdır. Yolun sağında, Sir Charles Fellows tarafından sökülüp Londra’ya götürülen Nereidler Anıtı’ndan arta kalan kısımlar görülmektedir. 10.15 x 68 m ebadında ve 5.15 m yüksekliğindeki anıt, İ.Ö. 380 yıllarında Kral Arbinas’ın mezarı olarak yapılmıştır. Anıt mezar yüksekçe bir kaide üzerine oturtulmuştur. Anıtın alt kısmında bir savaş sahnesini anlatan iki dizi kabartma, onun üzerindeki mimari parçalardan sonra önde dört sütunun tuttuğu bir üçgen alınlık bulunmaktadır. Alınlık kısmına, yanlarda savaş sahnelerini yansıtan kabartmalar yerleştirilmiştir. Anıtın sütunları arasında deniz perileri olan Nereid heykelleri bulunduğundan anıta “Nereidler Anıtı” denilmiştir.

Çeşitli zamanlarda ilave edilen ve kulelerle desteklenen Helenistik surlar, Ksanthos Antik Kenti’nin etrafını çevirmektedir. Antik Tiyatro, akropoldedir. Helenistik Dönem’de yapılan ve Roma Devri’nde yenilenen tiyatronun doğu ve batı yönünde tonozlu girişleri bulunmaktadır. Yarım daire şeklinde orkestrası ve süslü bir skene binası bulunan tiyatro, 2200 kişiliktir. Tiyatronun üzerinde 4.35 m yükseklikte bir Likya tipi kule mezar bulunmaktadır. Bu mezar İ.Ö. 4. yy.da yapılmış ancak tiyatro yapılırken buraya taşınmıştır.

Roma Devri özelliklerini taşıyan ve günümüze sağlam olarak gelebilen tiyatronun batı tarafında, gösterişli üç anıt yan yana durmaktadır. Bu anıtlardan birisi İ.Ö. 480 yılına ait Harpyialar Anıtı’dır. 8,87 m yükseklikteki bu anıt, 5,43 m yükseklikteki bir gövde üzerine oturtulmuştur. Yukarıda, ölü ailesini ve Sirenler’i tasvir eden kabartmalar bugün British Museum’a götürülmüş olup yerinde alçı kopyaları bulunmaktadır. Kabartmalarda küçük kadın şeklindeki ölülerin ruhlarını sembolize eden Harpyialar’dan dolayı bu anıta “Harpyialar Anıtı” denmiştir. Bir krala ait olması muhtemel anıtın kalan izlerinden kırmızı ve mavi boyalı olduğu anlaşılmaktadır.

Likya akropolünün kuzeydoğu kısmını Bizans Devri’nde yapılan bir manastır kaplamaktadır. Manastırdaki mozaiklerden birinde meşhur Calydon Avı ve Thetis’in Akhilleus’u Styks Irmağı’na batırması sahneleri işlenmiştir. Bu eserler günümüzde Antalya Müzesi’nde sergilenmektedir.

Tiyatronun karşısında bulunan 2. yy.a ait agoranın arkasında, yekpare taşın üzerine Grekçe ve Likya yazısı ile yazılmış; 9,71 m yükseklikte, 250 satırlık kitabeli bir anıt vardır. “Yazıtlı Stel” de denilen bu anıttaki kitabenin bazı kısımlarında İ.Ö. 5. yy.da yaşamış Ksanthos Kralı Gergis ve oğlu Arbinas’ın adı geçmektedir.

Kentin merkezinde doğu-batı yönlü ana cadde yer almaktadır. 11,85 m genişliğindeki caddenin iki yanında, üzerleri portikolarla örtülü, 5,70 m genişliğinde beyaz mozaikler ile kaplı kaldırımlar vardır. Ana caddenin sonunda Erken Roma Dönemi’ne ait bir anıtsal kapı bulunmaktadır. Bir kavşağa gelindiğinin göstergesi olan anıtsal kapıdaki bir yazıttan, bu kapının tanrılaştırılmış Tetrarkhoslar’a ithaf edildiği ve 4. yy.ın ikinci yarısında inşa edildiği anlaşılmaktadır.

Ana caddenin güneyinde yukarı agora yer almaktadır. Bu agora hem ana caddeyle hem de güneye inen caddeyle sınır oluşturmaktadır. Agora dört yandan portikolarla çevrilmiş, meydanı ise kalker karolarla kaplanmıştır. Güneye inen caddede 5. yy.a ait, zemini ve narteksi mozaiklerle kaplı Bizans bazilikası yer almaktadır. Doğuya doğru gidildiğinde “Dansözler Lahdi” görülmektedir. Lahdin uzun yüzlerinden birinde savaş, diğerinde av sahnesi yer almıştır. Kapağın her iki dar yüzünde ise birer dansöz, karşılıklı şekilde dönerek dans etmektedir.

Surların açık bıraktığı yerden çıkarak nekropol sahasına gelindiğinde birçok lahit görülmekte, kayalarda ev tipi mezarlar dikkati çekmektedir. Aslanlı Mezar ile Merihi Anıtı burada en çok ilgi çeken iki mezardır. 1840 yılında Ch. Fellows tarafından British Museum’a götürülen Merihi Lahdi’nin kapağında “Merihi” adı geçmekte; kapağın her iki tarafında dört atın çektiği arabada bulunanlar, Khimaira Canavarı’na karşı savaşmaktadır.

Merihi Lahdi’nin yanından surun içine girildiğinde karşılaşılan dört mezar anıtından en dikkat çekeni, Likya kule mezarıdır. Bu kule mezarın hemen yanında yer alan Payava Anıtı, Ch. Fellows tarafından British Museum’a götürülmüştür. Bu anıtın bir yüzünde huzura kabul sahnesi ile üstte iki satırdan oluşan Pers Satrabı Autophradates’in adını veren Likçe yazıt; diğer yüzünde ise savaş sahnesi ile kabartmanın üst kısmında bir satır halinde bu anıtı Payava’nın yaptırdığını bildiren Likçe yazıt bulunmaktadır.

Ksanthos’un suyu, 15 km uzaklıktaki Çay köyünden aquaduklerle şehrin yakınına getirilmiş, buradan dağıtılmıştır. Bugün su kanalları İslamlar köyüne kadar 7 km takip edilebilmektedir. Lykia akropolündeki yapılara su götüren künkler de hala görülebilmektedir.

Kaynak

https://likyayolu.ktb.gov.tr/
Bilgiler, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafınca derlenmiştir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Language